10 Mayıs 2014 Cumartesi

Telekinezi



Sizlere Telekineziden bahsedeceğim.Ayrıca bu bölümde KAĞIT-İĞNE ve KAŞIK BÜKME yöntemlerini, telekinezinin olası ya da bilinen zararlarından bahsedeceğim.


Medeniyet tarihinin bilimden önceki dönemlerinden itibaren, insanların oldukça fazla ilgisini çeken bir konu olan telekinezi; nesneleri düşünce gücü sayesinde ve nesnelerle herhangi fiziksel bir temas kurmadan hareket ettirebilme yeteneğine verilen isimdir.Bakıldığında insanlarda merak uyandırabilen bir konu olan telekinezi, üzerinde bugüne kadar birçok araştırma ve alıştırma yapılmasına neden olmuştur. Yapılan bu araştırmalar, fiziksel temas olmadan sadece düşünce gücüyle hareket ettirebilmenin bilimsel açıklamalarla mümkün olmadığını ortaya çıkarmıştır. Var olduğu yüzlerce bilimsel deney sonucunda kanıtlamayan düşünce gücüyle nesneleri hareket ettirebilme yeteneği, buna rağmen araştırılan bir konu olmayı sürdürmeyi bilmiştir. Öyle ki, 2006 senesinde dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan 380 adet bilimsel deney neticesinde telekinezi olayı gerçekleşirken yalnızca oldukça küçük bir etkinin varlığı kanıtlanabilmiştir.





Yüzlerce yıldır araştırmalar neticesinde 2006 senesinde bilimsel bir kanıt bulunması, telekinezi konusunun daha fazla araştırılmasına neden olmuştur. Nitekim bilimsel araştırmalarla bir cevap bulunmak istenen telekinezi konusunda bilim adamları birbirleri ile fikir ayrılıkları da yaşamaktadırlar. Bilimsel kanıtlar bulunduğu konusunda pek de emin olmayan bazı bilim adamları bu tür kanıtların ön yargılar sonucunda üretildiğini ve bilim adamlarının inançlarına göre hareket ettiklerini söylemektedir. Herhangi bir nesne, olay veya durumun bilimsel olarak sayılabilmesi için, yapılan deneylerde bir tekrarlılığının olması gerekmektedir. Yani düşünce bir kuram haline getirilir ve bu kuram yapılan deneylerde tutarlı bir durum gösterir. Bilimselliğin koşullarından birisi bu iken telekinezi için aynı şeyi söylemek mümkün değildir.


Telekinezinin varlığı toplum tarafından pek de mümkün olarak görülmemektedir. Bundaki en büyük neden ise düşüncenin nesneleri hareket ettirebilmesi olayının bilimsel dayanağının bulunmamasıdır. Tekrarlanıp aynı sonuçlar da alınamadığı için bilimsel bir yönü bulunmayan telekinezinin varlığı bu nedenle bilim adamları tarafından kabul edilmemektedir. Daha çok gerçek dışı olarak görülen telekinezi soyut bir konu olduğundan dolayı kanıtlanması oldukça güçtür. Kanıtlamaya çalışan bilim adamları ise, meslektaşlarından sonuçların görülmesi istenen şeklinde gösterme şeklinde ithamlarına maruz kalmaktadır.





Telekinezi konusunda dünyanın çeşitli bölgelerinde tartışmalar devam ederken, bazı kişiler psişik güçlere sahip olduklarını iddia etmişler ve bilim dünyasına telekinezinin varlığını ispatlamak istemişlerdir. Fakat bu da bilimsellik yolunda yetersiz kalmıştır. Telekinezi, paranormal olay olarak görülmektedir. Aynı zamanda telekinezi için fenomen olarak görülme durumu da söz konusudur. Telekinezi konusunda yapılan bilimsel türdeki araştırmalar devam etmektedir. Telekinezi yeteneği olan insanlar bilim dünyasını şaşırtmak için uğraşmaktayken, bilim çevresinde bu konuya ait bazı komplo teorileri mevcuttur. Bu teoriler içinden en önemlilerden bir tanesi ise, gerçekten telekinezi yeteneği olan bir kişinin bu yeteneği insanlara göstermek istemeyeceği düşüncesidir. Oldukça kabul gören bu teoride, insanların yeteneklerini diğer insanlarla paylaşmayıp kendilerine saklamak isteği düşünülmektedir.



1. Vakit seçimi Telekineziye amatör olarak başlarken konsantrasyon önemlidir. Bu yüzden vakit seçimi uygun olsa daha iyi olur. Telekinezi için sabah vakti uygun olabilir. Beyne henüz konsantrasyonunuzu dağıtacak bilgiler yüklenmemiştir. Uykulu iseniz konsantrasyonunuz uykuya kayacaktır. Bu yüzden kalktıktan ortalama bir saat sonrası daha uygundur.
* KAĞIT-İĞNE YÖNTEMİ
2. Malzemeleri hazırlayın. Telekineziye yeni başlayan biri kendisine daha kolay nesneler seçmelidir. İğne ,kağıt ve iğneyi sabitleyecek bir cisim bunun için gayet uygundur. 5x5 boylarında küçük bir ince yapılı parşömen kağıdı kesin. Bu kağıdı aşağıda gördüğünüz tüm katlama çizgilerine göre katlayıp açın. Açarken kağıdı tam düzeltmeyin. Çalışmamız bir şemsiyeye benzemeli.
Not: Kağıdı dikdörtgen kesmeniz fiziki döndürücü kuvvetin gereksinimini azaltır. Ve şekilde gördüğünüz X biçimindeki katlama işini yapmayın sadece + biçiminde kenar orta noktalardan katlayın. Elde ettiğimiz şemsiyeyi herhangi bir yere dik olarak sabitlediğimiz iğnenin sivri ucuna hafifçe koyun (Hiç batırmadan sadece bırakın). Kağıt hafif bir harekette dönecek kadar serbest duracaktır. Not: Bu andan itibaren odanızı rüzgarla buluşturmayın. Asla kapı veya pencerelerinizi açık bırakmayın. Kapı altlarınıda yumuşak bir malzemeyle kapatın.

Elde ettiğimiz şemsiyeyi herhangi bir yere dik olarak sabitlediğimiz iğnenin sivri ucuna hafifçe koyun (Hiç batırmadan sadece bırakın). Kağıt hafif bir harekette dönecek kadar serbest duracaktır.

Not: Bu andan itibaren odanızı rüzgarla buluşturmayın. Asla kapı veya pencerelerinizi açık bırakmayın. Kapı altlarınıda yumuşak bir malzemeyle kapatın.

3. Konsantrasyon Eğer konsantrasyonunuz tam olsun istiyorsanız düşüncelerinize mani olacak herşeyi aklınızdan çıkartın. Gözünüzü kapatıp bir süre bekleyin. Aklınıza her ne gelirse gelsin onu atmadan gözünüzü açmayın. Konsantrasyonunuz sadece aklınızın düşüncelerden arındığı yönünde olsun.

4. Artık başlayalım. Bu gün telekineziye başladığınız ilk gün. Sonuç almak için elinizden geleni yapın.Fakat sakin ve sabırlı olun. Sonuç alamazsanız üzülmeyin. Zaten ilk sefer için sonuç almanız zor olacaktı. Şimdi kağıda 30 derecelik açıyla yukarıdan bakın. Kağıda konsantrasyonunuzu etkilemeyecek kadar yaklaşın. Kağıda uzaklığınız yaklaşık birbuçuk karış olsun. Kağıda odaklanın. Onu sizin bir organınız gibi hareket ettireceğinizi düşünmeniz yarar sağlayacaktır. Gelelim işin en heyecanlı kısmına. Şimdi kağıdı sadece bakarak döndürdüğünüzü düşünün. İster sol için komut verin ister sağ. Önemli olan sizin kağıdın döneceğini düşünmenizdir. Sadece hayal etmeyin. Çünkü hayal etmekten öte kağıdı siz döndüreceksiniz. Kağıda bir süre böyle bakın. Unutmayın! Sakin olmalısınız. Bu gün dönmezse yarın dönecek demelisiniz. Bu biçimde günde 10 dakika uğraşabilirsiniz. 5 dakikada bir teneffüs yapın. Hatta bu teneffüsler bir kaç saat sürebilir.

5. Şu psikolojik hali edinin(Bu maddeki bilgiler size moral vermek için değil gerçekler nazara alınarak yazılmıştır)
Başarmanız için kimse sizi zorlamıyor. Siz başaramamaktan korkmuyorsunuz. Telekinezi zaten basittir. Bir kaç gün içinde nasılsa başaracaksınız. Sonuç alma süreniz çok büyük ihtimalle bir haftayı geçmeyecektir.



* KAŞIK BÜKME YÖNTEMİKolay Kaşık Bükme Yöntemi


Eğer imkanlarınız varsa, rahat edebileceğiniz sessiz ve loş bir mekan seçin. Arkanıza rahatça yaslanın yada tamamen uzanın. Gözlerinizi kapayın ve hiçbirşey düşünmemeniz gerektiğini bile düşünmeyin. Şimdi sadece baş ve işaret parmağınızın en uç noktalarıyla kaşığın sapını, kepçesine çok yakın biryerden hafifçe kavrayın. Kaşığı yer ile paralel konuma getirin. Unutmayın, bu esnada gözleriniz halen kapalı bulunuyor olmalı. Şimdi kaşığın "erimekte olan bir hamur" olduğunu düşünün. Bu telkin için kendinizi zorlamayın ve sadece öyle hayal edin. Buna daha iyi odaklamınız ve kaşığın sertliği bilincinin beyin gücünüze engel olmaması için bir yandanda kaşığı başparmağınızla hafifçe okşayın. Kaşığın hemen bükülmesini istemeyin ve acele etmeyin. Kaşığın erimeye başladığına iyi odaklandığınızda kaşık bir müddet sonra bükülecektir. Ancak ilk anda hissedeceğiniz bükülme yalancı histir ve heyecanlanmanızı sağlar. Bu hisse aldırmadan devam etmeli ve en az 6-7 dakikayı böyle geride bırakmalısınız. Kaşık en fazla 10 dakika sonra bükülecektir. Kaşık bükme konsantrasyona göre çok daha hızlı olabilir. Eğer gözle görülebilir bir bükülme olmadıysa, bükülme oranını görmek için kaşığın ilk ve son anlarını düz bir zemin üzerinde gözlemleyebilirsiniz.
 telekinezi.com'dan alınmıştır.




Mu Kıtası Varsayımları

Yaklaşık 50 yıl boyunca 20’den fazla ülkeye giderek Mu uygarlığı hakkında veri toplayan James Churchward’un ve Mu varsayımını destekleyenlerin Mu uygarlığı hakkındaki görüşleri kısaca şöyle özetlenebilir:

Yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta Mu kıtasıdır.
Mu kıtası kuzeyden güneye 3000 mil, doğudan batıya 5000 mil kadar uzanan,üç kara parçasından oluşan büyük bir kıtaydı.Günümüzde Polinezya, Mikronezya ve Melanezya takımadalarını oluşturan adalar, muhtemelen bu kıtadan arta kalan kara parçalarıdır.Bu kıta, kıtanın altında yer alan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle, yaklaşık 12.000 yıl önce 64 milyon nüfusuyla birlikte sulara gömülmüştür.
Bu kıtada 70.000 yıl önce tek tanrılı bir din bulunuyordu. Aynı tarihlerde Mu'lular diğer kıtalarda koloniler oluşturmaya başlamışlardı ki, anavatan dışındaki en büyük imparatorluk, başkenti günümüzde
Gobi Çölü’nün uzandığı bölgede bulunan Uygur İmparatorluğu’ydu.
Mu dininin öğretimini Naakaller adı verilen rahipler üstlenmişlerdi ve sembolizme dayalı bir öğretimleri vardı.
Mu dininin esası, Tanrı’nın tek oluşuna ve ruhsal gelişim için sürekli olarak tekrar doğmak inanışına dayanıyordu.

Atlantis’teki din Mu’nun tek tanrılı dininden başka bir şey değildir."Ra" sözcüğü güneş anlamına gelirdi ki, daire ile ifade edilen güneş sembolü, bir ad ve sıfat vermek istemedikleri, "O" diye hitap ettikleri Tek Tanrı'yı simgelemede kullanılırdı; Mu imparatoru da “Mu’nun güneşi” anlamında Ra-Mu adıyla ifade edilirdi.
Ra sözcüğü sonradan diğer kıtalara ve Atlantis yoluyla Mısır'a da taşınmıştır.Dört ırktan oluşan Mu'lularda yazı dilleri farklı olmakla birlikte, konuşma dilleri ortaktı.Mu'lular günümüz uygarlığına kıyasla manevi alanlarda çok daha ileriydiler.Telepati, durugörü, çift bedenlenme, astral seyahat gibi, uygarlığımızda ancak kimi medyumlarda ve mistiklerde görülebilen olağanüstü yetenekler Mu'lularda olağan yetenekler olarak mevcuttu. (Bu, Churchward’un değil, bazı izleyicilerinin görüşüdür)
Mu uygarlığının en önemli çöküş nedeni, teşevvüş adı verilen, bir aşamadan diğerine geçilirken yaşanan kargaşa dönemini atlatamamasıdır. (B.Ruhselman’a göre)

Genelde bu iddiaların herhangi birini destekleyecek arkeolojik veya antropolojik bulgu bulunmamaktadır. Mu dinine, kolonilerine (örneğin Uygur İmparatorluğu kolonisi fikri) ve Mu kıtasının nasıl battığına ilişkin iddialar Mu varsayımını savunanlar arasında da genel geçer kabul görmemiştir ve farklı düşünceler mevcuttur.






12. GEZEGEN ( MARDUK )

   Dünyamızın başka gezegenlerden gelen zeki varlıklarca ziyaret edildiği iddiası yıllardır insanoğlunun şuurlarına kazınmıştır. Bizlerden çok daha ileri teknolojiye sahip türlerin gelişmesi bu zeki varlıkların bağlı bulunduğu bir başka gezegenin varlığını gerektirmektedir.

   Bu görüş bilim insanlarının yapmış oldukları fakat bizlere açık ve net olarak vermedikleri bazı bilgilere dayanarak böyle bir düşüncenin yanlış olmadığını destekler nitelikte önümüze bazı ipuçları sunmaktadır. Bu ipuçlarının tek dezavantajı ise dünyanın fantastik derecede uzağında olmaları sebebiyle, ışık hızından bile daha yıllarca seyahat etmeyi gerektirmeleridir. Dolayısı ile bu tür önerilerin sahipleri dünyaya tek yönlü bir seyahat olduğunu öne sürerler. Gerçi günümüz bilimi artık ışık hızının bile “Takyon” adı verilen ışık partikülleri sayesinde aşıldığını ispatlasalar da bu konuyu kabullenemeyenler için bu durum hala bir muamma niteliğindedir.

   Dünya dışı yaşamın izlerini günümüz imkânları ile gökyüzünde arayan bizler için arkeoloji bilimi önümüze bu konu ile ilgili yepyeni kanıtlar sunmaktadır.
      
   Araştırmacı- yazar Zecheria Sitchin özellikle sümer metinlerinden yola çıkarak, bundan binlerce yıl önce galaksimizde bulunduğuna inandığı bir gezegenden dünyamıza bu tür bir ziyaretin gerçekleştiğini iddia etmektedir.

    Dünyada en çok satanlar listesinde yer alan kitabı “12. Gezegen”de insanoğlunun bu zeki üstün varlıklara geçmişte tapındıklarını da anlatmaktadır.

    Sitchin’in kitabını elimizden geldiğince kısaca şöyle özetlemeye çalışalım.

    Bütün dev gezegenler Jüpiter ve Satürn’ün ötesinde güneş sistemimize ait olan iki büyük (Uranüs ve Neptün) ve bir üçüncü küçük gezegenin (Plüton) olduğunu biliyoruz. Ama bu bilginin yakın bir zamana ait olduğunu hepimiz biliyoruz. Uranüs gelişmiş teleskoplar yardımıyla, 1781 de keşfedilmişti. Bunu 50 yıl kadar izleyen gökbilimciler, yörüngesinin bir başka gezegenin varlığını gösteriyor olduğu sonucuna vardılar. Özel hesaplamalar yardımıyla gök bilimciler tarafından kayıp gezegen, yani Neptün 1846’da saptanabildi.  Ardından 19. yüzyılın sonunda Neptün’ün de bilinmeyen bir başka yerçekimi etkisine maruz kaldığı anlaşıldı. Bu garip durum acaba “Güneş sistemimizde henüz bilinmeyen bir başka gezegen daha mı var yoksa” sorusunu akla getiriyordu.

     Bu gizemli bulmaca 1930 yılında Plüton’un keşfedilmesiyle çözüldü.

    1780’e kadar yüzyıllar boyu insanlar bu durum karşısında güneş sistemimizde yedi gezegen olduğuna inanmışlardı. Güneş, Ay, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn. Dünya bir gezegen olarak sayılmıyordu, çünkü diğer gök cisimlerinin dünyanın etrafında döndüğüne inanılıyordu.

    Daha sonraları dünyamızın, güneş merkezli bir gezegen olduğunu 1543 de ölüm döşeğindeyken yayınlanan çalışmaları sonucunda Nicolous Kopernik’ tarafından öğrendik. Dünyanın düz değil de yuvarlak olduğuna dair bulguları inceleyen Kopernik bazı matematiksel formüller kullanıp üzerine kadim bilgileri de ekleyerek bu özel sonuca varmıştı.

    Kopernik’i destekleyen birkaç kilise adamından biri olan Kardinal Schomberg ona 1536’da yazdığı bir yazıda şöyle diyordu:

   “Öğrendiğime göre kadim matematiksel doktrinlerin temellerini öğrenmekle kalmamış, yeni bir teori de yaratmışsınız. Buna göre Dünya hareket etmektedir, temel ve dolayısı ile ana kurumu işgal eden Güneş’tir”

    Bazıları bu görüşünden dolayı Kopernik’i Modern Astronominin babası olarak görürken bazıları da  daha ziyade bilinen bazı şeyleri düzenleyen gündeme getiren bir araştırmacı olarak değerlendirirler.

   Gerçekten de Kopernik,  Sisamlı Hipparkus ve Aristarkus gibi Ptoleme’den önce gelen Grek gökbilimcilerin yazılarını dikkatle incelemişti. Aristarkus, M.Ö 3. yüzyılda, gök cisimlerinin hareketlerinin, merkezde Dünya’nın değil Güneş’in olduğunu varsayıldığında daha iyi açıklanabileceğini öngörmüşlerdi. Aslında, Kopernik’ten 2000 yıl kadar önce  Grek gök bilimciler gezegenleri, Güneş’ten başlayarak doğru sırayla saymışlardı.

   Güneş merkezli kavram, Kopernik tarafından sadece yeniden keşfedilmişti; ve gökbilimcilerin M.Ö 500’de, M.S 500 ve 1500’dekinden çok daha fazla şey biliyor olmaları oldukça ilginç bir durumdur.

    Acaba Grek gökbilimciler Mezopotamya kaynaklarından yararlanabildikleri için mi kendilerinden sonra gelenlerden çok daha bilgiliydiler acaba?

     Grek gökbilimcilerinin yaralandıkları kaynakların bazılarını şu şekilde sayabiliriz. “Kalde kaynakları, Kalde (Yıldız Gözleyen) demektir. Ve “Kuran’ı Kerim”. “Kuran’ı Kerim insanlığın varoluşundan beri bizlere göklerin yaratılışı ve düzeni hakkında en gerçek, sabit bilgiyi veren kaynaktır.

    Mezopotamya uygarlığının son yüzyılda gün ışığına çıkarılması ile, diğer birçok alanda olduğu gibi, astronomi alanında da bilgimizin köklerinin Mezopotamya’nın derinliklerinde gömülü olduğuna artık şüphe kalmamıştır.  Bu alanda da Sümer mirasından ciddi bir şekilde yararlanıldığını biliyoruz.

     Sümerlilerin engin bir astronomi bilgisine sahip oldukları açıktır. Sümerlilerin bugün bile bilinmeyen kimi bilgilere de sahip oldukları gün geçtikçe ortaya çıkmaktadır.

     Bu bilgilerin en ilginci ise hiç kuşkusuz 12. Gezegen ile ilgili olanlarıdır. Araştırmacı – yazar Sitchin “12. Gezegen” adlı kitabında Sümer metinlerinden yola çıkarak bundan binlerce yıl önce güneş sistemimizde bir gezegenin daha bulunduğunu belirtiyor:

     Metinlerde açık bir şekilde “Mulmul ul-şu 12” (Mulmul 12 den oluşan bir banttır) diye belirtilmektedir. Mulmul teriminin, “tüm gök cisimlerini içeren göksel yapı” olduğunu belirtmek üzere tekrarlanarak (MUL.MUL) güneş sistemini işaret ettiğini söyleyebiliriz.

     Charles Viroleaud (Kaldelilerin Astrolojisi) mulmul veya kakkabu grubunun üyelerini tarif eden bir Mezopotamya metnini (K.3555) tercüme etmiştir. Metnin son dizesi oldukça açıktır.

      “Kakkabu/kakkabu.

            Onun gök cisimlerinin sayısı on ikidir.
            Onun gök cisimlerinin istasyonları on ikidir.
            Ay’ın bütün ayları on ikidir.

    Metin kuşkuya yer bırakmaz. Mulmul yani güneş sistemimiz 12 üyeden oluşmakta, demektedir.

     “Güneş Yolu” - TE-tableti diye adlandırılan bu metinin 20 satırı şöyle der:

     “Naphar 12 şeremeş ha.la şa kabkab.lu şa Sin u şamaş ina libbi ittiqu” yani hepsi hepsi Ay ve Güneş’in ait olduğu, gezegenlerin yörüngede döndüğü 12 üyedir”.

     Sitchin’in kitabında buna benzer birçok metne yer veriyor.

   Öyle görülüyor ki, doğal sayma sistemimiz on olmasına rağmen, 12 sayısı, Sümerliler geçip gittikten çok sonraları da göksel ve mitolojik tüm meselelere nüfuz etmiştir.

    -         12 Büyük Titan
    -         12 İsrail Kabilesi
    -         12 Büyük Olimpos Tanrısı
    -         İsrail Yüksek Rahibinin Büyülü. Göğüsün de 12 Parça.
    -         Hz İsa’nın 12 Havarisi

     Görüldüğü üzere bu güçlü 12 sayısının asıl kaynağı göklerdir.

     Çünkü güneş sistemi, yani mulmul, bizim bildiğimiz gezegenlere ek olarak, Anu’nun gezegenini de içermekteydi; parlak bir gök cismi olan sembolü, Sümer yazısında tanrı Anu ve “İlahi” yerine geçmekteydi. Bir astonomi metni “Üstün Asa’nın kakkabı, mulmuldaki koyunlardan biridir” diye tanımlar. Ve Marduk darbe yapıp üstünlüğünü ele geçirdiğinde ve bu gezegenle ilişkili tanrı olan Anu’nun yerini aldığında Babilliler şöyle demiş:

      “Marduk’un gezegeni, mulmul içinde görünür”.  

    Yazar Sitchin özellikle Eski Ahit’te yer alan bazı ayetlerden yola çıkarak 12. Gezegenin halkının yeryüzüne geldiğini kanıtlamaya çalışıyor.

     “Rab oğulları insan kızlarına vardıkları,
ve bu kızlar onlara çocuk doğurdukları zaman,
günlerde, hem de ondan sonra,
yeryüzünde Nefilimler vardı,
bunlar Ebediyetin kudretli olanlarıydı,
şem halkıydı.”

    Yazara göre: “Yukarıdaki, geleneksel bir tercüme değildir. Uzun bir süredir, yeryüzünde Nefilimler vardı’ ifadesi, “yeryüzünde devler vardı” diye çevrilmiştir.  Ama hatanın farkına varan yeni çevirmenler İbranice bir terim olan Nefilim kelimesine hiç dokunmadan bırakma yoluna gitmişlerdir. “Şem halkıydı” dizesi ise, tahmin edeceğiniz gibi “bir adı olan halk” yani şöhretli bir halk anlamında ele alınmıştır. Ama daha önce belirttiğimiz gibi, Şem terimi orijinal anlamı ile ele alınmalıdır; bir ROKET olarak.

   Peki, Nefilim terimi ne anlama gelmektedir? Sami dilinde ki kök NFL’den (aşağı atılmak) türeyen bu kelime, tam olarak “Dünya’ya atılmışlar” anlamına gelir”.

   Bu konu ile ilgili en ilginç noktalardan biriside Üstad Beddiüzzaman Hazretleri’nin neredeyse 50 yıl önce yazdığı Lemalar adlı eserinde aynen şu ifadelerin geçiyor oluşu:

    “İşte, gel güneş ile muhtelif on iki seyyarenin muvazenelerine bak”

     Kuran’ı Kerim de bu 12 gezegenden Yusuf Suresi’nde açıkça bahsetmektedir.

     “Hani Yusuf babasına şöyle demişti; Babacığım ben rüyada on bir yıldızla, Güneş ve Ay’ı gördüm;  onları bana secde ederlerken gördüm” ( Yusuf 12/4)

     İlahiyat Profesörü Celal Yeniçeri bu ayeti bakınız nasıl yorumluyor:
“Ayette yıldızların ay ve güneşle beraber söylenişi ve onların “necm” yerine “kevkeb” (Sümercesi Kakkuba’dır) kelimesiyle dile getirilişi bunların gezegen olma ihtimallerini güçlendirmektedir. Çünkü Kur’an da kevkeb kelimesi daha önce gördüğümüz gibi genellikle gezegen anlamında kullanılmıştır. Eğer biz ay ve güneşi 11 sayısından çıkarırsak geriye 9 kalır. Fakat ayetin ifadesinde böyle bir çıkarma işlemine gerektirecek bir durum bulunmamaktadır. Biz ayetteki “kevkeb” kelimesini genelde olduğu gibi gezegen anlamında ele alır ve bunu da Yusuf’un kardeşlerinin yanı sıra doğrudan gezegenlere yorumlarsak Yusuf ailesi gibi güneş ailesinin 11 gezegene sahip olduğuna hükmedebiliriz. Güneş ailesinin elbet gezegenlerden başka çok sayıda kuyruklu yıldızları, gezegenlere ait ayları ve bir çok küçük gezegenleri vardır ve bu aile sanıldığı kadar küçük değildir. Kim bilir belki bir gün Yusuf’un rüyası gibi bu 11 gezegen sayısı gerçekleşir ve “Nuh Felek” yerini bu sayıya terk eder”.

    Peki, Sitchin’e göre 12. Gezegen’e ne oldu. Sitchin cevabı bulmuş gibi gözüküyor. Sümer metinlerine göre ani bir çarpma sonucu yörüngesi değişti ve güneş sistemi içerisinden aniden çıktı. Dünyaya gelmiş olan Nefilimler ise Tufan ile birlikte yeryüzünü terk etmek zorunda kalmışlardır.


   İnsanlığa Dünya’nın gerçek yapısını ve gökleri öğreten Nefilimler, kadim gökbilimci rahiplere sadece Satürn’ün ötesindeki gezegenleri bildirmekle kalmamış, en önemli gezegenin, gelmiş oldukları gezegenin varlığını da öğretmişlerdir.

Aztek ya da Maya Uygarlığına Ait Şaşırtıcı Kafatasları Bulundu

Meksika'da arkeologlar bir mezarlıkta Aztek ya da Maya uygarlığına ait şaşırtıcı kafataslar buldu. 

Bulunan ilginç kafatasların 1000 yaşında olduğu düşünülüyor.
Ülkede gündemi meşgul eden ve bilim adamları tarafından incelenen kafataslarının şekli ilginçbir tartışmayı da fitilledi. 
Yukarı doğru sivriltilmiş ya da doğal hali sivri olan kafatasları, o dönemde neler olup bittiğini anlamak isteyenler için fantastik fikirlere ilham kaynağı oldu. 
Bunlardan en ilginci insana benzeyen uzaylıların 1000 yıl önce toprağa gömülmüş olduğu.
Ridley Scott tarafından filmi çekilen Alien isimli Hollywood filmindeki yaratıkların kafasına benzetilen bu kafatasları aslında oldukça eski bir sosyal statü göstergesi.

Arkeologların çalıştığı bölgede çoktan yok olan 

Aztek ya da Maya uygarlığında bebeklikten itibaren uygulanan ve toplum içinde farklı sosyal statüden olanların diğerlerinden ayrılması için özel bir işlemle gerçekleştirildiği düşünülen uygulama sadece 13 mezarda görülmüş.




5 Mayıs 2014 Pazartesi

Astral seyahat nedir ?

Astral seyahat hakkında bir video nasıl yapıldığını anlatmış 


Astral seyahat nasıl gerçekleştiği ne aşamalar olduğunu bize anlatan veya gösteren bir video.





Uzaylılara Ait Arkeolojik Kayıt Bulundu !

Uzaylılara Ait Arkeolojik Kayıt Bulundu !

Bu fotoğraf, arkeologlar tarafından M.Ö 1300 ile 1700 yılları arasında Mısır’da hüküm sürmüş, eski bir Kral olan Ptahhotpe’nin Kuzey Sahra’da bulunan Mastabas’daki mezar duvarı üzerinde çizili olarak bulundu.
Bulunduğu ilk zamanlarda bu fotoğrafa pek dikkat edilmemişti. Daha sonra yapılan ufak bir fotoğraf analizi sırasında çok garip bir şeye rastlandı.
Fotoğrafın hemen sağ en alt köşesinde ilginç bir varlık çizimi bulunmaktaydı. Arkeologların ve bilim adamlarının ortaklaşa yaptıkları Optikal incelemeler sonrasında ve olay yeri incelemelerinde çizilmiş olan canlının silueti daha bir belirgin olarak ortaya çıkarılmış oldu.
Fotoğraf analizlerinin tamamlanmasından hemen sonra karşılarında iki ayaklı insanımsı, garip bir canlı varlık çizimi durmaktaydı.
Bu çizim ilk başlarda iki bacaklı ve iki kollu dev bir böcek olarak yorumlandı. Fakat daha sonraları bunun sanıldığı gibi bir böcek tasviri olmadığı anlaşıldı.
Olayı öğrenen UFO Araştırmacıları hemen fotoğrafı incelemeye aldılar. Ortaya çıkan sonuç dehşet verici bir gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu.
Elde ettikleri çizim bizim griler adını verdiğimiz dünya dışı varlıklarla tıpa tıp aynıydı. Zaten yıllardır kamuoyunu meşgul eden ve tam anlamıyla bir bilinmezlik haline gelen eski mısır medeniyetinin UFO’lar ve onları yöneten dünya dışı zekâyla olan bağlantısı bu görüntülerle bir kez daha perçinlenmiş oluyordu.
Şekil: 1–2 Mısır eski Kralı Ptahhotpe nın mezar duvarında bulunan (Gri varlık benzeri) dünya dışı varlık çizimini görmekteyiz.
Şekil: 3 Günümüzde Griler olarak tanımlanan Dünya dışı varlık çizimi (Grilere ait bir 21.yy çizimi)

Uzaylılarla iletişime geçmek

Uzaylılarla iletişime geçmek

Dünya dışı varlıklarla iletişime geçmenin bir çok yolu var fiziksel yolla iletişime geçmek onlar içinde sizin içinde çok zor bir durum onlar kanal yoluyla bir çağrı yolladılar dünyaya bu çağrıyı yapan kişinin enerjisi çok yüksek olması lazım ve yıldız tohumu denilen varlık olması lazım eğer o varlıksa 15 gün içinde çağrısına rüya yoluyla bazen de fiziksel yola cevap gelir. Dünya dışı varlıklar hep iletişim içindedir dünyadan çoğu kişiyle çoğu yıldız tohumuyla iletişim içindedir telepatik yolla, kanal yoluyla, meditasyon yoluyla ve bizim bilmediğimiz yollarla iletişime geçiyorlar.

Çağrı yatmadan önce yataktayken meditasyon pozunda 7 kere sesli bir şekilde söylenecek ve bir hiç şey konuşmadan yatılacak.Cevabın gelmesini bekleyecek eğer yıldız tohumu ise cevap gelir değilse gelmez…

Nicola Tesla :Dünya dışı varlıklardan bilgi alarak en büyük dünyanın 1000 sene daha beklese yapamayacağı icatları yaptı ama komplo uğruna kurban gitti icatlar nerede bilinmiyor

Cengiz Han: Bir yıldız tohumu olmamasına rağmen kara büyü ile uğraştığı için Reptilianlarla hep iletişim içindeydi.Cengiz Han şuan insanlardan önce karanlık yolda boyut atlamayı başardı.Dünyanın en büyük Kara Büyücüsü Cengiz Han bilinmemesine rağmen…

Çağrı :Sonsuz yaratanın ve sonsuz yaratanın hizmetindeki pozitif gezegenler konfederasyonunun farkındayım, temasa hazırım,sizi sonsuz yaratanın sevgi ve ışığı ile selamlarım, sevgi ve ışıkla.

Bu çağrıyı denediğinizde cevap geldiğinde yıldız tohumu olup olmadığınızı öğrenirsiniz ama ilk önce daha fazla bilgi toplayıp öyle denemelisiniz…


Bilinç altını kontrol etme


Merhaba arkadaşlar size biraz bilinç altı ile ilgili konulardan bahsedeceğim umarım memnun olursunuz  


1- Bilinçaltınızda her sorunun cevabı vardır.Uykuya dalmadan önce bilinçaltına " Sabah altıda kalkacağım" emrini verirseniz sizi tam saatinde uyandıracaktır.

2- Her gece yatarken kendi kendinize söylediğiniz olumlu ifadeler sağlığınızın ve yaşantınızın kusursuz olması yönünde olsun; bilinçaltınız Bu ifadeyi buyruk olarak algılayıp buyruğunuzu yerine getirecektir.

3- Bir kitap ya da harika bir tiyatro eseri yazmak, fevkalâde bir konuşma yapmak istiyorsanız, bu fikri sevgiyle hissederek bilinçaltınıza iletin;o da size istediğiniz karşılığı verecektir.

4- Asla "bunu yapamam" ya da "şunun olması imkânsız" gibi sözler söylemeyin. Bilinçaltınız bunu yalın anlamlarıyla alacak ve bu düşüncelerden dolayı yapmak istediğiniz şey için yeteneğiniz olmadığını kabul edecektir.

5- Size zarar verecek ya da canınızı yakacak şeyler düşünmeyin. Çünkü neye inanırsanız onunla karşılaşacaksınız.

6- En doğru şekilde düşünüp hissetmeye başlarsanız huzurlu bir zihne sahip olmanız kaçınılmaz olur. Bilinçaltınız, zihninizden geçirip doğru olduğunu iddia ettiğiniz her şeyi kabul edecek ve size bunu yaşatacaktır.

7- Bilinciniz kapıdaki bekçidir. En önemli işlevi bilinçaltını, yanlış izlenimlerden korumaktır. İyi şeylerin olabileceğini ve şu anda olmakta olduğunu düşünmeyi her zaman tercih edin.








3 Mayıs 2014 Cumartesi

Hızlandırılmış Görüntülerle Samanyolu Galaksisi




Lucid Rüya

Merhaba arkadaşlar.Bugün size Lucid Rüyadan bahsetmek istiyorum.Sizlere ilk önce Lucid rüyanın tanımını yapmak istiyorum.Lucid rüya rüyada olduğunu anlamaktır.Aslında pek çoğumuzun belkide bir çok kez yaşadığı fakat bunun isminin ve işlevlerinin farkında olmadığı bir durumdur.

Peki rüyada olduğunuzu anladığınızda elinize ne geçecek? Size sadece şunu söyleyebilirim ki birçok yazarın bu tekniği kullanarak kitaplarını tamamladıkları konuşulur.Başka olumlu tarafları ise:


-Tüm fantezilerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
-İstediğiniz her şeyin sahibi olabilirsiniz.
-Kendi Dünyanızın tanrısı olabilirsiniz.
-Eğer Uzmanlaşırsanız rüyalarınız sizin kontrolünüzde birer dizi film gibi olur her gün bir önceki günün devamı olur ve artık iki kişi olabilirsiniz hayatta.
-İleriki evresi Astral Seyehattir.Lucid rüya yoluyla astral seyahat yapabilirsiniz.

Peki bu tekniğin zararları var mıdır? Tabii ki yan etkileri bulunmakta.Yan etkileri şöyle sıralanabilir:

 -Uyku düzeniniz Bozulur.


-Dünyadan kendinizi soyutlarsınız.
-Eğer Mutsuzsanız Gerçek dünya yerine sanal dünya daha cazip gelir.
-Beyniniz sürekli meşgul olduğu için Çok fazla yorulursunuz.
-İşlerinizdeki veriminiz düşer.
-Oradaki yaşantınızı dünyaya yansıtma hissi sizi agresif ve saldırgan yapar.
-Eğer rüyada olaylar istediğiniz gibi gitmezse psikolojik sorunlara neden olabilir.
-Aşırı uyumak isteği oluşturur.
-Şişmanlığa yol açar sadece gerçek dünyayı yemek yemek ve tuvalet için kullanırsınız.
-Günde 1-2 saat uyanık kalabilirsiniz. Tabii ki bu sorunlar herkes de olacak diye bir şey yok.

Peki bu rüyaları nasıl görebilirsiniz?

Birkaç tekniği bulunmakta.Sizlere en etkili tekniklerini atnalatacğım.

Bu yöntemde kendinize bir obje ya da bir renk seçebilirsiniz, ne zaman o objeyi ya da rengi görseniz kendinize rüyada olup olmadığınızı sormanız gerekiyor.Mesela saate baktığınız her zaman kendinize rüyada olup olmadığınızı sorabilirsiniz.Ya da bir renk tutup (ör:mor) mor rengi gördüğünüz her zaman kendinize rüyada olup olmadığınızı sorabilirsiniz.Bunu yaptığınız zaman rüyada olmadığınızdan emin olmak için kendinizi cimdikleyebilir ya da başka bir şey yapabilirsiniz.Bir yöntemde rüyada olup olmadığınızı anlamak için elektrik düğmesine basmaktır.Işık yanıyormu yanmıyormu kontrol edebilirsiniz.Rüyadaysanız hiç bir değişiklik olmaz.
Bunu yapmamızdaki amaç şu dur ; Bu kontrollerden sonra bir süre sonra bilincimiz rüyadayken de aynı soruyu sormaya başlayacaktır.Bu soruyu rüyada sorduğumuz zaman ve ardından kendimizi cimdiklediğimiz zaman rüyada olup olmadığımızı anlayabiliriz.


Bundan sonrası sizin hayal gücünüze kalmış.İstediğiniz her şeyi yapabilirsiniz.Kendi dünyanızı yaratabilirsiniz.İlk denemenizde olacak diye bir şey yok.Yılmadan denerseniz elbette olacaktır.